otcan

Sep 14

Non-fiction

Kitapları ikiye ayırmanın en genel yöntemi fiction ve non-fiction.

Kurgu olan kitaplar bir tarafa geçiyor, kurgu olmayanlar bir tarafa. Bakın aşağıda da smart-art ile gösteriyorum.

Picture 1: A definition on fiction and non-fiction types, image is empowered by some visual effects. 

Ok, şimdi durum şu. Baya uzun bir süredir, fiction okumuyorum. Sanırım en son okuduğum kitap 8 ay önce hızlı okuma ile gurur ve önyargı idi. İngilizcesini okumuştum, hiçbir şey anlamamıştım, o yüzden okuyum demiştim.

Woody Allen demiş ya, “Savaş ve Barış’ı 20 dakikada okudum, Rusya’dan bahsediyordu” diye. Evet, Gurur ve Önyargı da insanlardan bahsediyordu.

İnsan zor bir konsept. Anlamak zor, olmak da zor.

Duygular güzel. Hissetmek güzel. Ağlamak çok güzel.

En güzeli ise anlamak.

İşte anlamak için okumak istiyorum artık. İnsanı ve insanın içine girdiği her şeyi tanımak için…

O yüzden sanırım, “Thinking, Fast and Slow” kitabını okurken bile ağlayabiliyorum.

Neden mi?

Orası biraz zor…

Aug 17

iTunes üzerinden giderken…

Eski şarkıları çok seviyorum. Yeni şarkılar dinlemeyi de çok seviyorum. Hangimiz sevmiyoruz ki…

Sık sık yeni “müzikler” ediniyorum. Hangimiz edinmiyoruz ki…

Bazen başkalarının paylaştıkları müzikleri, bazen last.fm’i, bazen başkalarının bana hediye ettiklerini dinliyorum.

iTunes’u açtığım zaman ise, şarkıları ekleme sırasına göre filtreliyorum.

İşte o zaman, ne zaman kimin bana neyi hediye ettiğini, kimin bana ne dediğini, kimin neyi paylaştığını, neler yaptığımı hatırlıyorum.

Çünkü şarkılar aslında sadece şarkılar değil.


Ve gülümsüyorum. Çoğu zaman…

Aug 09

Nasıl birbirimize bağlıyız

Bazen düşüncelerimden utanıyorum. Utanıyorum ama nasıl düşündüğüm değişmiyor.

Kızıyorum. Ağlıyorum. Üzülüyorum.

Değişmiyor.

Olay şu. Az insan, birbirine çok bağlı…

There is a light that never goes out.

Çünkü orada olmak zorunda.

Gerçek: diğerlerinden farklı olduğumu, onun diğerlerinden farklı olduğunu düşünmeye çok zaman ayırıyorum.

Gerçek: Hayal kırıklığına uğramadığım zaman çok mutlu oluyorum.

Gerçek: Genelde doğru görüyorum.

Gerçek: Bunu yazan ben olduğum için kendimi masanın bir diğer tarafındaki bir übermensch olarak görüyorum.

Gerçek: Bütün insanları seviyorum, ama bazılarını daha çok seviyorum.


Özet, neredeyim ben de bilmiyorum. Hepinizi çok seviyorum, ama bazılarınıza çok daha bağlıyım.

Çok daha fazla ihtiyaç duyuyorum.

O yani..

http://boatfloat.tumblr.com/post/8501845201/1000lostchildren-tehching-hsieh-and-linda

Aug 02

Ben nasıl yapıyorum?

Twitter çok güzel bir yer.

Çok güzel insanlarla buradan tanışıyorum. İnsanları anlamaya, insanlarla bir şeyler paylaşmaya zaman buluyorum.

Çoğunuza tekrar teşekkür etmek isterim, iyi ki varsınız.

Ama şimdi, yaptığım bir şeyi anlatarak, size büyük bir itirafta bulunacağım. Bakalım hazır mısınız? Bakalım beni dil faşisti ilan edecek misiniz?

Yeni birisinin profiline baktığım zaman ilk baktığım şey “da” kullanımı. 

Basıyorum ctrl+f ye, giriyorum “da” yı. İniyorum dümdüz aşağıya doğru.

Çok gitmeden anlaşılıyor. Diyorsam işte, o an “tüh be” diyorum.

:)

Olsun, hepinizi çok seviyorum. Altta, kendi profilimden nasıl arama yapıyor olabileceğimin bir örneğini paylaştım. Hani kimseyi rencide etmemek falan filan için :)

Paylaşmak üzere.

Jul 18

Bize Ait Duygular – ve biz onlara neler yaptık

Ben kıskanmam.

Ben özlemem.

Ben üzülmem.

Ben ağlamam.

Ben düşünmem.

Ben öyle bir insan değilim ki…


Bu lafları kaç kere söylediğini bilmiyordu. Zaten bilemezdi de…

Ama sadece kendi limitlerini bilmiyordu.

Onu başkalarıyla olduğu için kıskanmıyordu. Ama başkalarının onun ona verdiklerini verebildiğini düşündüğünde garip hissediyordu.

iki saatte veya iki günde özlemiyordu. Ama konuşmadan geçirdikleri iki günleri, görüşmeden geçirdikleri iki haftaları yoktu ki. Özlemek için zamana ihtiyacı vardı.

Üzülmediğini söylüyordu. Oysa üzüldüğü şeyler o kadar farklıydı ki…

Ağlamadığını söylerken hayatının ortasını kesiyordu. Diğer kısmına dikiyordu. Sonra da uzun paça bir pantolon giyiyordu.

Düşünmediği tek şey ise, neden burada olduğuydu.

Aslında, o da, tıpkı sen gibi, tıpkı ben gibi normal bir insandı. Sevmek isteyen, sevilmek isteyen, farklı olduğunu düşünüp herkesin kendisi gibi düşünmesini isteyen…

Tıpkı sen gibi, ben gibi bir insandı.

Tanısak çok seveceğimiz. 

Jul 09

Beni Sev

Hayatta bir şeyler öğrendiğime yönelik konuşmayı oldukça ironik buluyorum. Ama olsun, ironi insanın doğasında var.

Aşka ve sevgiye dair konuşmayı ise doğrudan komik buluyorum. Yine sorun değil. Antik yunan komedya ve tragedya üzerine kuruluydu.

Bazı şeyleri öğrendiğimi söylemeyi ise içte içe çok seviyorum. Dürüst geliyor.

İki şeyi öğrendim. Çok iyi.

Birisi, unutmak. İnsanları nasıl unutacağımı, nasıl bir daha hatırlamayacağımı, nasıl kendi küçük tarihimin sayfalarına gömeceğimi çok iyi biliyorum.

İkincisi ise, sevmek… Sevmeyi o kadar iyi öğrendim ki… O kadar normal şeyi arasında parlayanları görmeyi, büyük resmin içindeki insanı görmeyi onu o olduğu için sevmeyi…

Ve işin aslı, genelde sevmeyi tercih ediyorum. Hep sevmeyi tercih ediyorum.

İşte bu yüzden, sadece bu yüzden…

Beni sev.

Jul 05

Tescilli Fransızmış Galatasaray

Ok. Soruyorum.

1- Fransız olmak yanlış bir şey midir? Bu nasıl bir suçtur, nasıl bir öfkedir? Bir Fransız mesela “Tescilli Türktür Montpelier” dese kıl olmaz mısın?

2- Galatasaray’ın iki üç başkanının, bütün oyuncularının veya Fransız olması Galatasaray taraftarını da Fransız mı yapar? 

3- Diyelim Galatasaray Fransız, hem de tescilli. Ülkede de en az 10 milyon Galatasaraylı var. Bunların arasında senin kızın, annen, yengen, teyzen, baban falan bile olabilir. Sen böyle bir ortamda kalkmışsın, Atatürk’ün bir lafı ile Fransız generalin bir lafını alt alta yazmışsın. Ne demek istiyorsun? Fenerbahçeliler Atatürk’ü seviyor, Galatasaraylılar da Fransız adını bilmediğin generali mi seviyor. Bir diğer deyişle, içinde sana çok yakın insanları da kapsayan ülkenin 10 milyonu vatan haini mi?

4- Diyelim ki öyle bir insansın ve bu lafı milleti Galatasaraylılıktan Fenerbahçeliliğe geçirmek için söylüyorsun. İşte öyle yapıyorsan, sen nasıl bir insansın?

Düşünüyorum, düşünüyorum ve sürekli düşünüyorum. İnsanların futbola neler yüklediğini anlamaya çalışıyorum. Türklük de futbolda, dürüstlük de futbolda, ahlak da futbolda…

Ya bi durun bakın… Çok pis saçmalıyorsunuz.

Jun 25

Kemal Gürüz’e Tutuklandı Oh Oldu Diyorsan…

Politik yazı yazmayı fazla sevmiyorum. Yine de böyle başlamak zorundayım, çünkü anlatacaklarım sana.

Ülkemizin 28 Şubat ile özdeşleşmiş, üniversitelerde türbanın yasaklanmasını sağlamış, bir çok öğretim görevlisi ile ilgili soruşturma başlatmış bir ismi, Prof. Dr. Kemal Gürüz gözaltına alındı. Nedeninin ne olduğunu kimse bilmiyor. Ama bir taraftan da herkes biliyor.

Hashtag’ine baktığımız zaman bir de bakıyorum görüyorum ki, ne çok adam ağlatmış Kemal Hocam. Meğersem bütün dini bütün arkadaşlarımız tutuklanması için bekliyorlarmış.

Kemal Hocam tutuklandığında onlara yetmezmiş. Ama çok zevali olmuş. Çok çektirmiş insanlara….

Kemal Hoca ancak başlangıçmış. Daha 28 Şubat’ın çok hesabı sorulacakmış.

Ben 28 Şubat ile gurur duymuyorum.Masanın nebir tarafını ne de diğer tarafını haklı buluyorum.

Ama sen, 28 Şubat’ta bize bunları yaptılar diye ağlarken,

  • Toplumsal alanda çok açık giyiniliyor, rahatsız oluyoruz diyorsan,
  • Biz oruç tutarken karşımızda yemek yiyorlar, dini inançlarımıza saygı gösterin diyorsan,
  • Benimle aynı odada, aynı binada, aynı semtte alkol tüketilmemeli diyorsan,
  • İçten içe herkesin Allah’a inanması gerektiğini,
  • Hatta herkesin senin inandığın gibi inanması gerektiğini düşünüyorsan,
  • Aslında öyle değil, böyle yaşanmalı diyorsan,

Kemal Gürüz’ün sana yaptığını sen başkalarına yapmak istiyorsun.

İşte o zaman çok büyük ayıp ediyorsun.

Jun 24

Aslında Seni Seviyor

Kalbi büyük. Sevmek onun için çok kolay. Senelerdir bunu yapıyor. Adeta bu sayede yaşıyor.

Sen onun için değerlisin. Hem özelsin, hem de güzelsin. Ama bu güzelliğinle alakalı değil, kendinle alakalı.

Kendisini tanıyor. Seni de tanıyor. Senin ne istediğini biliyor. Hem de çok iyi biliyor. Yoksa nasıl sevecekti ki?

Bilmediği tek şey ise kendisinin ne istediği. Bu kadar çok şeyin arasında nasıl bilebilir ki?

İyisi onu dinle. Çünkü sana bir şeyler söylemeye çalışıyor. Ve onu sev. O zaman anlayacak.

Jun 20

Apaçiler Kezbanlar ve İnsanlar

İnsanları sınıflandırmayı, doğuştan veya sonradan sahip oldukları özelliklerine göre gruplamayı ve bu gruplar üzerinden onları değerlendirmeyi çok seviyoruz.

O kadar çok seviyoruz ki hayatımızın büyük bir kısmını bunun üzerine kuruyoruz.

Kuşkusuz, bu gruplamalar bize sıkça yarar sağlıyor. İnsanlarla nasıl konuşacağımızı, ne anlatacağımızı, ne bekleyeceğimizi bu sayede daha rahat bilebiliyoruz.

Ama bazen bu gruplamalarda bir adım öteye gidip çok hızlı sonuca varıyoruz. 

Kendimizi üstün görüyoruz. Onları aşağılıyoruz. Empatiyi bırakıyoruz ve acımasız oluyoruz.

İki isim var. İkisini de kullanmayı sevmiyorum.

Kezban ve Apaçi.

İkisi de imkanları gereği, yetiştirilmeleri gereği, sosyal çevreleri gereği diğer insanlarda hiç sırıtmayan isteklerini dışa vurdukları için eleştirilen insanlara söyleniliyor.

Bak Kezban’a 26 yaşına gelmiş hala sevişmemiş.
Bak Apaçiye, saçlarını nasıl yapmış.
Bak nasıl dansediyor.
Bak nasıl kendisini prenses zannediyor.
Bak bunların hepsi aslında ….
Ahaha slka bk çk komq.

Diyorum ki, yapmayın.

anladınız siz.